Bunlar eskiden de darbeyi çok severlerdi! « Ayrıntı TV

SON DAKİKA

A HABER –

“Dün gece yarısından itibaren bütün Türkiye’de, deniz, hava, kara tüm silahlı kuvvetleri, el ele vererek memleketin idaresini ele almıştır…”

Tarih 27 Mayıs 1960…

Devlet radyosundan yükselen ses, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu ilan ediyordu.

Cumhuriyet tarihinde Türkiye ilk kez bir darbe ile karşı karşıyaydı.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes, yönetime el koyan askeri grup tarafından tutuklandı.

Gerekçe demokrat partinin cumhuriyet ilkelerine aykırı davrandığıydı.

İlk utancıydı bu Türkiye tarihinin. Seçilmiş yönetim askerin postalı altına girmişti.

Peki, o dönem karalara çalınmış darbe tarihi yazılırken medya nasıl bir sınav verdi?

Dönemin önde gelen gazetelerinden Akşam gazetesi “İkinci Bir Cumhuriyet Kuruluyor” manşeti ile çıktı..

Tercüman ”Milletçe Bayram Sevinci Yaşıyoruz” dedi.

Hürriyet ise ”Türk Ordusu Vazife Başında” manşeti ile o güne uyandı.

Dönemin medyasının darbe seviciliği bunlarla sınırlı değildi.

Medya sadece halk için değil darbeciler içinde bir esin kaynağı olma işlevi görüyordu.

Darbeyi gerçekleştiren milli birlik komitesi üyelerinin darbe sonrası açıklamalarında ”Bu eylem için esin ve fikirleri” Türk basınından aldıklarını” ifade ediyordu.

27 Mayıs’ta İstanbul’u teslim alan asker olarak tarihe geçen cuntacı Orhan Erkanlı ise ”Darbeyi Ulus gazetesi ve Akis dergisi okuyarak” yaptık değerlendirmesinde bulunuyordu.

DARBE SEVİCİSİ MEDYA

1960 darbesinin izleri daha silinmemişti.

Adnan Menderes’in idamının üzerinden 1 yıl geçmişti.

Darbe sonucu ordu ikiye ayrılıyordu. Bir grup asker yönetimi sivillerin devralmasını istiyordu.

Bir grup asker ise yönetimin askeriyenin elinde kalmasını istiyordu.

Başbakan Adnan Menderes’in idam edilmesinin ardından yapılan seçimlerde, Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi’nin %35 oy alarak CHP ile koalisyon ortağı oldu.

Bu gelişme, ordu içinde darbenin tam anlamıyla başarılı olmadığı fikrini egemen kıldı.

Hatta bu fikir birçok akademisyen ve gazeteci tarafından desteklendi.

Bu durum ordu içindeki harp okulu komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir önderliğindeki albay cuntasının elini güçlendirdi.

Birçok akademisyen ve gazeteci süreçle ilgili cuntacı askerlere yol göstermeye başladı.

Dünya Gazetesi sahiplerinden Falih Rıfkı Atay bir yazısında Aydemir’in gözlerinde Mustafa Kemal’in pırıltılarını gördüm diye yazdı.

Medya bir kez daha rıza imalatını gerçekleştiriyordu.

Tüm bu belirsizlikler içerisinde şubat olayı olarak adlandırılan askeri kalkışma gerçekleştirildi.

1960 darbesinde olduğu gibi cuntacıların hedefinde ilk olarak medya vardı.

Cuntacılar ilk olarak Ankara Radyosunu ele geçirdi.

Albay Talat Aydemir ve arkadaşları ordu içindeki 27 Mayısçıları tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına alma işlemlerine başladı.

Bu darbe girişimi Türk halkımızın demokrasiye ve iradesine sahip çıkması ile başarısızlığa uğratıldı.

Yapılan anlaşma sonucu Talat Aydemir emekli edildi. Fakat Albay Talay Aydemir durma niyetinde değildi.

20 Mayıs 1963’te bir kez daha darbe girişiminde bulunan Aydemir, bu kez yakalanıp, idam edildi.

Yıllar ilerledikçe medya araçlarının halk üzerinde etkileri giderek artıyordu.

Bu durum darbecilerin iştahını daha da kabarttı.

Her fırsatta Türk Silahlı Kuvvetleri darbeye davet ediliyordu.

12 MART’IN TOHUMLARI NASIL ATILDI?

12 Mart 1971.

Askerler yine siyasete bir muhtıra ile müdahale etti.

Türkiye’de demokrasi ikinci kez kesintiye uğratıldı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanı Mahmud Tağmaç ve kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verdi ve hükümet istifaya zorlandı.

Darbe emir komuta zinciri içerisinde gerçekleştirildi. Medya yine ön saflardaydı.

Öyle ya ortada bir darbe varsa orada bir medya olmalıydı.

Medyanın merkez bölümü askerin önünde ceketini hemen ilikledi.

Çünkü verilen talimatlar harfiyen yerine getirilmeliydi.

Yapılan algı operasyonları kısa sürede meyvesini verdi.

Siyaset bir kez daha ordu eliyle dizayn edildi.

12 EYLÜL 1980 DARBESİ VE MEDYA

Tarih 12 Eylül 1980, Türkiye’nin darbeler tarihi bitmiyordu.

1971 muhtırasının üzerinden 10 yıl geçmemişti.

12 Eylül 1980’de Türkiye yeni bir darbe girişimine uyandı.

Millet iradesi bir kez daha ayaklar altına alındı.

Emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen askeri müdahalede Başbakan Süleyman Demirel ve hükümet görevden alındı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1961 Anayasası kaldırıldı.

Parti liderleri önce gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı.

12 Eylül darbesini yapan askerlerin hedefinde radyo değil TRT televizyonu vardı.

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in darbe bildirisi kamuoyuna TRT aracılığıyla aktarıldı.

12 Eylül dönemi basın-asker ilişkisini bir adım daha öteye taşıdı.

Ordunun yönetime el koyduğu haberini manşetlere taşıyan gazeteler, bunu olağan bir durummuş gibi gösterdi.

Medya adeta ordu ile iç içe geçmişti. Ülke felakete sürükleniyordu. Tüm bunlar yaşanıyorken medya ise tamamen üç maymunu oynuyordu. Siyasi içerikli yayınların yasaklanması ile basın ”depolitizasyon” dönemine girdi.

Türkiye’de ve dünyada darbeler artık alışıldık yöntemlerle yapılmıyordu.

Yeni dünyanın ruhunu medya şekillendiriyordu.

Darbeciler silah zoru ve savaşçı dili kullanarak yapılacak bir darbenin başarılı olmayacağını çok iyi biliyordu.

Tam da bu noktada darbecilerin imdadına medya yetişti.

28 ŞUBAT’IN ŞAKŞAKÇI MEDYASI

28 Şubat’a giden yolda asker ve medyanın kurduğu tezgâh ilmik ilmik dokundu.

Her on yılda bir gerçekleşen askeri darbelerle kesintiye uğrayan sivil siyaset, medya ile bir kez daha baskı altına alındı.
Yazılı basının attığı manşetler 28 Şubat post modern darbe sürecinin hazırlayıcısı oldu.

Dönemin önde gelen gazeteleri kısa süre içerisinde 54. hükümete karşı karalama kampanyası başlattı.

Manşetler tek bir merkezden çıkıyordu.

”İrtica”, ”laiklik”, ve ”şeriat” kavramları hemen her gün manşetlere taşındı.

Karalama kampanyası her yerde söylemini yaymaya devam etti.

Psikolojik savaş tüm hatlarıyla medya eliyle yürütüldü.

Kartel medyası olarak adlandırılan ana akım medya Tansu Çiller’i yıpratarak koalisyondan çekilmeye zorlarken, ”irtica ve şeriat tehdidi senaryoları” ile Başbakan Necmettin Erbakan istifaya davet ediliyordu.

Erbakan’ın ilk yurt dışı gezisini İran’a yapması rahatsız edici bulunmuştu.

O günün gazeteleri bu geziyi büyük bir algı operasyonu ile ”70 yıllık imajımız güme gitti” manşetleri ile gördü.

Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Emire Kalkancı senaryoları da nedense tam bu sırada devreye sokuldu.
Medyanın da katkılarıyla din bu aktörlere mahkûm edilmek isteniyordu.

Post modern darbenin silahsız kanadın da medya gerekli zemini hazırlamakta öncülük görevini sürdürdü.

Medyaya dönemin siyasileri de eşlik etti.

Türkiye’nin rotasının batıdan doğuya kaydığını ifade eden ANAP Lideri Mesut Yılmaz, asıl sorun olarak Erbakan’ı gördüğü demecinin ardından, 3 koldan hazırlanan olası bir iktidar değişikliğine ortak olduğu sır değildi.

Çeşitli merkezlerde üretilen rejim kaygılarının Cumhurbaşkanı Demirel’in ağzından manşetlere çıkarılması alışılmış bir durumdu.

Laikçi ideolojinin militan savunuculuğunu yapan marjinal çevreler, Demirel’in adeta darbeye davet eden sözleriyle cesaret kazanmışlardı.

Demirel’in her defasında laiklik vurgusu yapıp orduya methiyeler düzmenin başka nasıl bir anlamı olabilirdi?

Dönemin gazeteleri bu tür fırsatları çokça kullandı.

Darbe sevici medya adı açıklanmayan üst düzey askeri yetkililere dayandırılan asparagas manşet ve haberlerle Türk Silahlı Kuvvetlerini göreve davet etti.

İş dünyasını Refah-Yol hükümetine karşı harekete geçirmeye çabaladı.

Avrupalı ülkelerin büyükelçilerine dayandırdığı yorumlarla hükümeti devirmeye çalışan darbe medyası asparagas habercilikte sınır tanımadı.

Nitekim darbeci medyanın ablukası sonuç verdi.

28 Şubat 1997’de tarihinde ”irtica ve buna karşı alınacak tedbirler” gündemiyle toplanan Milli Güvenlik Kurulu 54. hükümeti parçalama kararı aldı.

MGK kararlarının ülkede nasıl bir felakete yol açacağını gören Erbakan önce bu dayatmaya direnmeye çalıştı.

Ancak cuntacı medyanın ablukası sona erecek gibi görünmüyordu.

Laik rejimi hedef aldığı gerekçesi ile Refah Partisi’ne kapatılma davası açıldı.

Kapatma davası ile zor durumda bırakılan Erbakan, yönetimi Tansu Çiller’e devretmek amacıyla Cumhurbaşkanı Demirel’e istifasını sundu.

30 Haziran 1977’de 54. hükümet fiili olarak sona erdi. Gerçek bir silah gibi kullanılan medya ve seçilmiş iradeyi görevden uzaklaştıran derin güç odakları, siyasal ve toplumsal hafızamıza ağır bir darbe indirdi. Millet iradesi bir kez daha ayaklar altına alındı.

Medya’nın bu darbeci tavrının sebebi neydi?

Neden bu kadar iştahla sivil iradeye saldırıyordu?

28 Şubat post modern darbesi medyanın darbe sürecinde oynadığı aracı rolü terk ederek aktör pozisyonuna geçtiği yıllardı.

Bir başka deyişle medyanın gücünü tamamen fark ettiği bir süreçti.

90 SONRASI MEDYA

1990 sonrası medyada yaşanan çoğulculuk, gazete sahibi olanların TV sahibi olabilmesi, gazete ve televizyonu olanların banka satın alabilmesi ve istediği kamu ihalesine girebilmesi, iyi bir demokrasi için medyada gelişmişliği şart görenlerin beklediği sonucu sağlamadı.

Medya demokrasi yerine yine darbeden yana tavır aldı.

Medyadaki gelişme demokrasiye yansımadı. Medya patronları, ekonomik çıkarları uğruna millet iradesini ayaklar altına almaktan geri durmadı.

27 NİSAN MUHTIRASI VE MEDYA

27 Nisan 2007 Türkiye Cumhuriyeti, siyasi tarihinin en sancılı yıllarından birini yaşadı.

Türkiye 11. Cumhurbaşkanını seçme sürecindeydi.

AK Parti cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü belirlemişti.

Açıklamanın hemen ardından kriz üzerine kriz yaşandı.

Yargıtay tehdit edercesine açıklamalarda bulundu.

Muhalefet partileri cumhuriyet mitingleri düzenlenmeye çoktan başlamıştı.

Anayasa Mahkemesi ise bu krize sessiz kalıyordu.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi genelkurmaydan sert bir internet bildirisi yayınladı.

28 Şubat’ta devreye sokulan plan tekrardan devreye sokulmak istendi.

Bildiride laiklik vurguları yapılıyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üzerine düşen görevi yerine getirileceği vurgusu yer alıyordu.

Genelkurmay’ın “siyasete ayar verme”ye çalışan açıklamasının ardından, medya, siyaset, akademi, bürokrasi ve iş dünyasının pek çok mensubu tavrını çok açık biçimde ortaya koydu.

Elbette, hükümetten, siyasetten ve demokrasiden yana bir tavır değildi.

Askerden, askeri müdahaleden yana bir tavırdı.

Medya o dönemde şaşırtmadı.

E muhtıradan önceki süreçte medya üzerine düşeni incelikle yapmıştı.

Sözde laiklik söylemleri yazarların dilinden düşmüyordu.

Seçilmiş iktidara yönelik kin dinmiyor nefret tohumları özenle ekliyordu.

Dönemin Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun darbeci gömleğini üzerine giydi ve görevine başladı.

Hürriyette yazdığı yazılarla darbeyi çağırıyordu.

DARBENİN SESİ OLMAK

”Türkiye’de bundan böyle darbe olmaması için şu üç şeyin mutlaka var olması gerekli;

– Demokrasi,

– Hukuk,

– Bilinçli ve örgütlü toplum…

Bu üçü var mı? Yok…

Darbe olmaması içinse bu üçünün olmaması gerekiyor;

– Devrim yasalarına hakaret,

– Rejime karşı hakaret,

– Cumhuriyete ihanet…

Bu üçü var mı? Var…

Bu “yok”lar ile “var”ların esrarengiz tel örgüleri arasındaydı darbeler.

Dört koldan yürütülen bu karanlık oyuna karşı hükümet ve sivil irade dik durarak ilkeli bir duruş sergiledi.

MİLLET 15 TEMMUZ’DA DUR DEDİ

Tarih 15 Temmuz 2016

15 Temmuz gecesi büyük bir plan sahneye kondu darbe girişimi adı altında..

Pennsylvania güdümlü bir grup asker kıyafeti giymiş terörist milletin idaresini ayaklar altına almak istedi.

Halkın vergileri ile alınan savaş uçakları… Tanklar… Silahlar… Halkın üzerine doğrultuldu.

Millet iradesinin temsili Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı.

Şehirlere darbe barikatları kuruldu..

Tanklar sokağa indi.

Halk da sokaklara indi.

Hem havadan, hem karadan abluka altına alındı Türkiye.

Halk kendi iradesini bu defa çiğnetmedi.

Milletin adamı etrafından kenetlendi.

2016’nın dünyası da yeni bir Diriliş Destanı yazılıyordu.

Ancak millet, teröristlere karşı direnirken, bu ihaneti görmezden gelen darbe heveslileri algı operasyonlarından vazgeçme niyetinde değildi.

Çünkü onlar millet olmanın gerekliliğini bir türlü kavrayamamıştı.

Cumhuriyet Gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, darbenin ardındaki tarihi direnişi karalayan bir yazı kaleme aldı.

İngiliz The Guardian gazetesine yazdığı makalede, halkın tekbir getirerek askerleri linç ettiğini öne sürdü.

Yazılı ve görsel medyada marjinal gruplar yine kendisini gösteriyordu…

“Askeri köprüden attılar” haberleri sosyal medyada üstlere çıkarılıyordu…

Cumhuriyetin “cadı avı başladı” manşeti darbe gerçeğini perdelemek isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyordu.

Bu cuntacı korosuna uluslararası medya kuruluşları da müritlik ediyordu.

2000’li yıllarla görsel medyanın gücü farklı boyutlar kazanmıştı.

Darbeciler medyanın bu olanaklarının farkındaydı.

Fetullahçı Terör Örgütü darbe sinyalleri 1 yıl önceden medya aracılığıyla vermeye başladı.

Amaç, bilinçaltı mesajlarla toplumu darbeye hazırlamaktı..

Zaman Gazetesi’nin 2015 yılında “Sükûtun Çığlığı” başlığı ile yayınlanan reklam filmi bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi.

Darbe girişiminden tam 9 ay 10 gün önce paralel medyada yayınlanmaya başladı o reklam filmi.

Reklamda; sirenlerin çaldığı esnada gri tonlu bir kent kuş bakışı görülüyor ve görüntünün ardından yeni doğmuş gülen bir bebek yüzü ekranlara getiriliyordu.

Fetullahçı Terör Örgütünün yayın organı olan Zaman gazetesi benzer mesajı ‘zaman Kardeşlik Zamanı’ temalı kampanyasında da sürdürdü.

O kampanyada bir ‘asker’ mesajı dikkat çekiyordu.

Gazetenin bir ucundan asker üniformalı bir kişi, öbür ucundan ise vatandaş tutuyordu.

Vatandaşın tuttuğu sayfada ‘ne Gerek Var Kavgaya’ başlığı yer alırken, askerin elinde ise ‘bir İhtimal Daha Var’ ifadeleri bulunuyordu..

İşte gazetede yazan o ihtimalin aslında ne olduğu 15 Temmuz’da ortaya çıktı.

Bir yandan bu bilinçaltı mesajlar verilirken öbür yandan da Pennsylvania’nın sesi olan isimler de ekranda ve sosyal medyada darbe girişimini ima eden açıklamalar yapıyorlardı.

Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Taraf Gazetesi eski genel yayın yönetmeni Ahmet Altan o isimlerden ikisiydi…

Ekrem Dumanlı: Gider abi gider gitmek zorunda ya adam gibi gider veya gitmek zorunda kalır. (2015)

Ahmet Altan: Eğer 1 Kasım seçimlerini kazanırlarsa lanet ederler kazandıkları güne onun arkası savaş iç savaş darbedir. (2015)

Kaçak olarak yaşadığı Amerika’dan Türkiye’ye yönelik kara propaganda faaliyetlerini sürdüren paralel ses Emre Uslu ise 2015’te sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla dikkat çekmişti.

Geçen yıl bir takipçisinin yönelttiği, “Ne zaman ülkeye döneceksin?” sorusuna; “2016 Temmuz” yanıtını vermişti Uslu…

Bu hain darbe girişimine çanak tutmayan yerli medyada vardı.

Darbe teşebbüslerine uyumlu hareket eden medya, 15 Temmuz gecesi halk iradesi ile birlikte oldu.

Daha önceki tarihi tecrübede sıklıkla halkın üst dille yaklaşan medya, 15 Temmuz’la birlikte millet iradesi ile kola kola yürüdü.

Medya tarafından demokratik değerler ön plana taşındı, darbeye karşı ortak bir tavır sergiledi.

Yaptığı yayınlarla emir komuta zincirinin kırılmasına katkı yaptı.

Tüm bu yaşananlara rağmen milli irade Türkiye’ye sahip çıktı.

Yeni bir darbe girişimine, sessiz kalmadı, izin vermedi.

Milleti 15 Temmuz’da yürürlüğe konulan kanlı planı canı pahasına bozdu.

Kaynak adres : /analiz/2016/12/21/bunlar-eskiden-de-darbeyi-cok-severlerdi

Bunlar eskiden de darbeyi çok severlerdi!

Kitle iletişim araçları yani medya… Darbelerle kol kola yürüdü. Ta ki 15 Temmuz’a kadar. Peki, görsel ve yazılı medya bu misyonu nasıl edindi?

151 views

BU VIDEOLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.