SON DAKİKA

İran, Persçi Yayılmacılıktan Vazgeçmeli

Bu haber 03 Haziran 2017 - 13:29 'de eklendi ve 22.623 views kez görüntülendi.

Müslüman Ortadoğu coğrafyasında Türkiye’nin, tarihi ve kültürel bağları bakımından ilişkide olduğu en önemli ülkelerden biri de İran. Ancak bu ülke, 1979’daki devrimin ardından yürüttüğü Şii politikası ile mezhep çatışmaları ihtimalini artırarak bölge güvenliğini tehdit ediyor. Türkiyede İktidar Dergisi’nden Dilek Karagöz, Suriye meselesinde de önemli bir aktör olan İran’ı, AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk’e sordu. Türkiye’nin İran ile olan ilişkilerinin geçmiş tecrübelerden soyutlanarak ele alınmasının zor olduğunu belirten Külünk, Suriye’de çözümün Esedsiz bir anlaşmadan geçtiğini düşünüyor.

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk

İran karakteristik olarak nasıl bir ülkedir? Bölgesinde tarih boyu nasıl bir rol üstlenmiştir?

İran, Türkiye’nin nüfus ve yüzölçümü olarak en büyük kara komşusu. Türklerin anavatanı olan coğrafya ile İslam’ın gelişip yeşerdiği Arap toprakları arasında bir köprü konumunda. OPEC’in ikinci büyük üreticisi olarak dünya petrol rezervinin yüzde 10’una sahip. İran coğrafi olarak sadece bugün değil dünya tarihi boyunca yeryüzündeki siyasal gidişatın merkez noktalarından olmuş bir ülke. Enerji kaynakları ve nakil yolları, etnik ve mezhepsel çatışma, ideolojik kutuplaşma gibi uluslararası ilişkilerin temel problemlerinde mutlaka adından sıkça söz edilen aktör konumunda. Dünya siyasal tarihine yön vermiş önemli devletlerin kurulduğu ve geliştiği topraklara sahip İran, bu sebeple derin bir devlet tecrübesine de ev sahipliği yapıyor.

İran’ın Ortadoğu bölgesinde bugünkü rolü nedir?

İran bölgenin başat aktörlerinden biri. Afganistan’dan, Afrika’nın en uç noktalarına kadar gelişen ve dünyayı etkileyen olaylarda mutlak rolünden söz etmek mümkün. Ortadoğu’da İran’ı etkileyen iki önemli faktör bulunuyor. Bunlardan ilki mezhepsel farklılık, diğeri ise Filistin meselesine karşı olan ilgisi. Filistin meselesi, İran’ın en önemli devlet meseleleri arasında uzun yıllar önceliğini korudu. Bugün de Suriye Sorunu, Arap-İsrail Anlaşmazlıkları, Irak Meselesi, Şii Yayılmacılığı gibi konular ile İran, Ortadoğu siyasetinde taraflardan biri olmayı sürdürüyor. 1979’daki devrimden günümüze kadar geçen süreçte devlet aklını tekrardan mezhepsel ve etnik bir temele dayandıran İran, Müslüman kitle üzerinde 80’lerdeki etkisini yavaş yavaş yitirdi. Pers milletçiliği ve Safevi Şialığı ile özdeşleşmiş devlet aklı İslam devriminin Müslüman dünyaya sıcak mesajlarını köreltti ve devlet aklını esir aldı. Bu durum İran’ın bölgesel yalnızlaşma yaşamasının da temel sebebidir.

ABD, AB ve Rusya ile ilişkileri açısından İran’ın izlediği politika nedir?

İran dünyanın başat güçleri ile ilişkilerinde pragmatist bir yaklaşım içerisinde oldu. Devrim sonrası İran, görünürde ABD ile soğuk savaş yaşarken, arka planda her türlü ticaretini sürdürmeye devam etti. Geçmişte ABD’de ortaya çıkan İrangate Skandalı, İran’ın bu pragmatik yaklaşımının boyutlarını ortaya koyabilecek nitelikte bir örnek. Bu örneğin yaşandığı tarihler de ilginç. Çünkü devrimin hemen 5-6 yıl sonrasına denk gelen, İran’ın sözde ABD ile tamamen ipleri koparttığı, İsrail karşıtlığının zirve yaptığı bir dönem. İrangate olayını hatırlamakta fayda bulunuyor. İrangate, ABD yönetiminin İran ile İsrail aracılığıyla gizlice silah ticareti yapması ve bu silah ticaretinden elde ettiği geliri ise Nikaragua’daki komünist rejime karşı faaliyet gösteren gerillaları desteklemek üzere kullanması hadisesi. Aynı İran bir yandan Rusya ile sıcak ilişkiler geliştirirken, diğer yandan ABD ile masa altında iş tutmaktan çekinmeyen, AB ülkelerine imtiyazlar tanımaktan imtina etmeyen bir devlet aklına sahip. Bu haliyle gerek dış politika gerekse komşuluk meseleleri açısından güven vermeyen bir konumda.

Bugün Trump yönetimi İran’a karşı seçim döneminde başlattığı sert tavrını sürdürüyor. ABD’nin Trump döneminde daha sert güç politikalarını uygulamaya geçireceği gözleniyor. Lakin durum tam olarak öyle mi? Burada iki senaryo düşünülebilir. Birincisi iyimser senaryo; ABD meseleyi kazan- kazan ilişkisi çerçevesinde sürdürüp kamuoyu önünde sert açıklamalar yapsa da arka planda İran ile ilişkilerini geliştirebilir. Kötümser senaryoya göre ise Trump 2015’te varılan nükleer anlaşmayı hiçe sayarak İran’a karşı çatışma yanlısı bir tavır takınabilir. Trump’ı buna zorlayacak olan ise anlaşmanın çok taraflı yapısı olacak. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini nükleer anlaşmanın ‘çok taraflı anlaşma’ olduğunu ve kendi görevinin de anlaşmanın tam olarak uygulanmasını temin etmek olduğunu belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergei Ryabkov ise Trump’ın başlattığı tartışmayla ilgili olarak, “Biz altı ülkenin İran ile yaptığı anlaşmanın dengeli olduğunu ve uluslararası güvenliğe büyük katkı sunduğunu düşünüyoruz. Bu değerlendirmemiz değişmemiştir” sözleriyle Rusya’nın da Trump’ın ‘anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi’ fikrini desteklemediğini ifade etti.

Trump seçim çalışmaları döneminde özellikle Yahudilerin oyunu almak için AIPAC’da “Birinci önceliğim İran ile yapılan korkunç anlaşmayı yırtıp atmaktır” sözünü sarf etti. Trump, İran’ın bölgede artan etkisinin Obama yönetimi ile yaptığı anlaşma olduğu düşüncesine sahip.

Trump’ın Ortadoğu doktrini henüz belirsiz. İran’ı Trump ve diğer Ortadoğu ülkeleri denklemleri içerisinde değerlendirebilmemiz Trump’ın kampanyası süresince zikrettiği dış politika hamlelerini ne kadar yerine getireceğine bağlı olacak. Trump dış politikada önceliğinin terörizmin artmasını engellemek olduğunu söylerken, terörizme karşı savaş konusunda “Esad, Rusya ve İran IŞİD’i öldürüyor” dedi. ABD’nin, Rusya ve dolayısıyla İran ile terörizme karşı savaşta işbirliği yapması yine bölgede İran’ın güçlenmesini sağlayacak. Özetlersek her halükârda İran ve Trump’ın dengeli bir kazan-kazan politikası ve kontrollü gerilim politikası uygulayacaklarını söyleyebiliriz.

“İran ve Trump dengeli bir kazan-kazan politikası ve kontrollü gerilim politikası uygulayacaklar.”

 

Türkiye, İran’a yaptırım sürecinde Tahran’a destek verdi. Bu politika beklenen karşılığı gördü mü?

Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz. Türkiye ile İran tüm fay hatlarına rağmen bölgedeki en önemli iki partner ülke. İran, ABD’nin yaptırımları ve ambargo gibi meselelerde önemli oranda haklı. ABD, dünyanın jandarmalığına soyunmanın verdiği aymazlık ile hareket ediyor. Ambargo ve yaptırımlar ile hem İran halkına zulmetti hem de bölge ülkelerine zarar verdi. El altından ambargoyu delmekten çekinmedi, lakin diğer ülkeler ticaret yaptığı anda onlara karşı da birtakım yaptırımları uygulamaya koymaktan geri durmadı. Türkiye’de yaşanan 17-25 Aralık Darbe Girişimi de bu örneklerden biri. Halk Bankası’na çekilen operasyonun dinamiklerinden biri de bu haksız ambargo. Bu durumun kabulü mümkün değil.

İran’ın mezhep odaklı politikaları dengeleri nasıl etkiliyor?

İran’ın en köklü bölgesel politikası Şii Hilali meselesi. İran bölgede Şii Hilali oluşturma gayretlerini sürdürüyor. Hatta bir ileri safhaya geçip Sünni bölgeleri Şiileştirme hedefinde. İran’ın Şiilik adına terörü meşrulaştıran, Müslüman katline cevaz veren politikaları bölge için en büyük tehdit. İran etki ajanları vasıtası ile Türkiye, Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgede Sünni nüfusun ağırlıklı olduğu yerlerde psikolojik harp taktiklerini uygulamaktan da geri kalmıyor. İran, DEAŞ’in ruh ikizi haline geliyor. İran asıl olarak bölgedeki Şii nüfusu kullanarak Yeni-Pers Yayılmacılığı politikası güdüyor. Lakin bu politikayı öne çıkarttığında destek bulamayacağını bildiği için Şiilik kartını oynuyor. İran bu haliyle hem teolojik unsurları hem de milliyetçilik kartını kullanarak bölgeyi tehlikeli sulara daha fazla itiyor. Bu durum ise dün El Kaide, bugün DEAŞ gibi unsurların varlık zeminlerini besliyor. DEAŞ beslendikçe, Şiilik, Şiilik beslendikçe DEAŞ güç kazanıyor ve bölge hızla mezhep eksenli büyük kargaşaya doğru sürükleniyor. İran’ın acilen bölgede Şii Yayılmacılığı, Yeni-Pers Yayılmacılığı gibi politikalardan vazgeçip, ümmet için hayırlı olanı yapma konusunda bölge devletleri ile diyalog zeminlerini geliştirmesi gerekiyor. Başta Türkiye ve Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkeleri ile yumuşak politikalar ekseninde Müslümanların maslahatına olacak işlere imza atılmalı. Bu yapılmadığı sürece İran’ın da bizim de emperyalist dediğimiz ülkeler, ortamı kullanmaya ve bölgemizde çatışmanın devamlılığını sağlamaya devam edecekler. Bundan ise sadece Müslümanlar zarar görür.

Türkiye’nin bu konudaki tepkisinin gerekçeleri neler?

Türkiye meseleye bölge barışı ve insani olarak bakıyor. Türkiye-İran ve Rusya arasında diplomatik trafik oldukça yoğun şekilde devam ediyor. Bu trafikte Suriye krizi, Fırat Kalkanı’nın ardından gelen politikalar ve terörle mücadele için Türkiye’nin yeni planları öne çıkıyor. İran ve Rusya, Suriye konusunda iki müttefikler. Askeri işbirliğini koordinasyon içerisinde sürdürüyorlar. Suriye meselesinde her iki ülke de önemli isimleri koordinasyon için görevlendirdi. Suriye’nin geleceği açısından Türkiye, Rusya, İran’ın ortak tavırları büyük önem taşıyor. İşbirliği politikalarının devam ettirilmesi gerekiyor. Özellikle Avrupa ülkeleri Astana Süreci’nin dışında tutulmaktan rahatsızlar. Bölgesel bağımsız politikaların geliştirilmesi için herkesin itidalli ve üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmesi büyük öneme haiz. Türkiye-Rusya-İran üçlü mekanizması Suriye krizini tüm tarafların hakkını koruyacak şekilde çözmeyi başarırlar ise bu dünya siyasetinde yeni bir çağın başlangıcı olacak. O sebeple Suriye meselesinin çözümü adil bir dünya düzenine açılan kapının anahtarı.

Şu bir gerçektir ki, Suriye’de Türkiye, İran ve Rusya’nın dahil olmayacağı, birinin dışarıda bırakılacağı hiçbir anlaşmanın başarılı olma şansı yok. Bu sebeple Moskova Bildirisi önemli. Moskova Bildirisi; Viyana Kararları ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı ile uyumlu. Moskova Bildirisi ile Türkiye, İran ve Rusya, rejim ile muhalefet arasında varılacak anlaşmaların garantörü olduklarını belirttiler. Bu gelişmeler ışığında sorunuzun kökenine inersek şunu söylemeliyim. Türkiye bölgesel barışın inşasına taraf. İran ise etnik ve mezhebi nüfuz politikalarını terk etmediği sürece de bölgede ateş sönmeyecek.

Suriye meselesini İran-İsrail ilişkileri açısından nasıl yorumlarsınız?

İran ve İsrail birbirine karşıt ama birbirinden beslenen iki ülkedir. Suriye meselesi de bölgesel karışıklıklar da her iki devlet tarafından beka meselesi olarak görülüyor. Her iki toplumun içindeki aşırı unsurlar devlet aklının şekillenmesinde etkilidir. Bu etki sahipleri karşılıklı ve kontrollü bir gerilim politikasından çıkar elde etme üzerine politika yürütmeyi marifet sayıyor. Birbirilerini “şer güçler” olarak niteleyen İran ve İsrail’in ürettikleri şerden çıkar elde ettikleri açık. Olan ise bölge halklarına oluyor.

İran’ın Suriye yönetimine verdiği destek iç savaş sürecini nasıl etkiledi?

Bugün Esed hala ayakta ve katliamlarına devam ediyorsa, bunun baş müsebbiplerinden birisi İran. Eğer İran en baştan Esed’e destek vermeyip Türkiye’nin tezleri ekseninde Suriye’nin toprak bütünlüğünü merkeze alan çözümlere yanaşsaydı, Suriye meselesi çoktan çözüme kavuşmuştu. Suriye gerek Türkiye gerekse İran için Ortadoğu ve bölgesel barışa açılan zemin olarak daha nitelikli bir yer haline gelmişti. Lakin İran her zaman olduğu gibi çatışmadan yana pozisyon alıp bu avantajı elinin tersiyle iterek hem kendine hem de bölgeye zarar verdi. Ve halen bulunduğu pozisyon itibariyle zarar vermeye devam ediyor.

İran ve Türkiye’nin Suriye sahasında işbirliği yapabileceği ve sorun yaşayacağı konular neler?

İran ve Türkiye istedikten sonra sadece Suriye meselesinde değil, tüm sorunlarda işbirliği yapabilirler. Suriye’de barışı merkeze alan ve “barış hemen şimdi” düsturu ile hareket etmeleri halinde sorun kısa sürede çözülecektir. Ne ABD ne Rusya ne de AB ülkeleri İran ve Türkiye’nin bölgesel gücünü hiçe sayamazlar. Buradaki ana unsur her iki ülkenin birbirine güvenip Esedsiz bir çözüm noktasında anlaşması. İran, Suriye’deki federalizm tartışmaları karşısında ikircikli bir tavır sergiliyor. Federalizm tartışmalarının Suriye meselesinin çözümüne katkı sağlamayacağını, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ifade ederken, sahadaki müttefiki Rusya’nın özellikle PYD’nin federal veya özerk bölge istediğinin hamiliğine soyunmasına ise sessiz kalıyor. Diğer yandan ise Esed rejimi ile PYD arasındaki ilişkilerde İran’ın tutumu kuşku uyandırır nitelikte.

İran bölgede PKK ve PYD ile işbirliği içerisinde. KYB’nin yardımları ile Esed rejimiyle PYD arasında bir anlaşma sağlanmasına zemin hazırladı. Sahada yaşanan olaylar böyle bir anlaşmanın varlığını kuvvetlendiriyor. Esed rejimi, PYD’nin muhalefete katılmaması ve muhaliflere karşı baskı uygulaması karşılığında Suriye’nin Kuzey’inde önemli bir bölgeyi PYD’ye teslim etmiş görünüyor. PYD şu anda bölgede İran’ın ve Esed’in jandarması gibi hareket ediyor. Dolayısıyla PYD’nin özerklik veya federal bölge ilanı gibi çalışmaları İran’ın bilgisi ve kontrolü dışında değil. Bu çalışmalara Rusya ve diğer yandan ABD’nin de aynı desteği verdikleri izleniyor.

Öte yandan İran, Barzani yönetimindeki Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile zaman zaman gerginlikler yaşıyor. İran, Barzani ve ekibini ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor. İran, Irak’taki tüm gruplar üzerinde hâkimiyet sağlama isteğinde. Ayrıca bölge politikalarının şekillenmesinde tüm Kürt grupları kendi lehine kullanmak istiyor. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin daha bağımsız tutumu ise İran’ı rahatsız ediyor. İran siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda Kuzey Irak yönetiminin işlerine karışmak için yoğun çaba harcıyor. Bunda asıl amacın Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin İran’ın kendisine bölgede rakip gördüğü Türkiye ve Suudi Arabistan ile işbirliğini önlemek olduğu açıkça görülüyor. 400 mil sınıra sahip olan İran ve Kuzey Irak bölgesel yönetimi her zaman çatışmalı bir alanı paylaşıyor. İran’ın böyle bir politika izlemesinin altında yatan etken, Türkiye’nin bölgesel nüfuz kazanmasının önüne geçmek istemesi. İran medyası PYD’yi bölgede tekfirci hareketlere karşı mücadele eden bir güç gibi sunarak devlet politikalarının halk tarafından destek almasına çaba harcıyor. İran müphem bölgesel tutumu ile tavşana da tazıya da destek vermekten çekinmiyor. İran’ın özellikle Suriye konusundaki tavrının arkasında yatan en önemli etkenin 2011 öncesi duruma dönülmesinin artık nerede ise imkânsız hale geldiğine inanması olduğunu söylemek yanlış bir tespit olmaz. İran, her ne kadar toprak bütünlüğünden bahsetse de 2005’te Irak Anayasası’nda federal sisteme geçişe destek verdi. Suriye’de benzer bir politikaya destek vermeyeceğini düşünmek imkânsız. Bütün bunlar İran’ı güvenilmez kılıyor.

İran’ın petrol ve doğalgaz kaynaklarının Batı’ya iletilmesinde Türkiye önemli bir üs. İşbirliği istenilen düzeyde mi?

Türkiye ve İran 378 yıl önce belirlenmiş sınırlara sahip. Buna saygı gösteren her iki ülke seksen milyon nüfuslu birer komşu. İki ülke arasında 15 milyar dolara yakın bir ticaret hacmi var. Önümüzdeki yıllarda bu ticaret hacminin iki hatta üç katı artırılması hedefleniyor. Bu ticaret hacminin istenilen düzeye yükseltilmesi için iki ülkenin birbirine karşı yıpranan güvenlerinin yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Masaya otururken “acaba” diye hep kafada soru işaretleri ile oturmaktan kurtulmak gerekiyor. Türkiye ve İran birbirlerinin büyümesinden korkmamalı. İran’ın ekonomik büyümesi Türkiye’nin büyümesi, Türkiye’nin güçlenmesi de İran’ın güçlenmesi olacaktır. Aramızdaki sınırlarda problemimiz yoksa kafalarımızdaki sınırları da kaldırmak zorundayız. Sınırlarımızı belirlemişiz ama devlet aklındaki sınırları kaldıramamışız. İran ve Türkiye aracı kabul etmeden doğrudan konuşmayı adet haline getirmeli. Korkularını masaya yatırmalı ve açık açık konuşabilmeliler.

İran’daki cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları Türkiye’ye nasıl yansır?

Türkiye ve İran ilişkileri kimin devletin başında olduğuna göre şekillenmemeli. Türkiye ve İran bölgede iyi komşuluk ilişkilerine sahip, stratejik ortak olarak hareket edebilecek altyapıyı kurmak zorundalar. Bunu da gündelik gelişmelerden soyutlanmış devlet politikası haline gelmiş, karşılıklı kazan kazan ilkesi çerçevesinde yapmalıyız. İran ve Türkiye bunu başaracak güçtedir. Yeter ki birbirlerine güvenmeyi ve birbirlerine karşı güvensizliği tetikleyenleri dışarda bırakıp ortak zeminde konuşmayı başarabilsinler.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.